Blog

Kos-Leros-Lipsi 2010

Pazar, Nisan 20th, 2014

milos

06.08.2010 , Atlas Jet’in 07.00 uçağı ile Bodrum’a gelerek başladık bu tatile..Ücretsiz servis ile Otogara gelip, kişi başı 3.75.-TL vererek Yahşi ye ulaştık. Önceden Sea side  da 1 gecelik rezervasyonumuzu alan görevli hanım işten ayrıldığından, odasız ve otelsiz kaldık.. Ama sağolsun otel müdürü , bize verecek odası olmadığından o gün bizi otelinde ağırladı..Bizde ,önce kano, ardından kayak, havuz derken popomuzu şezlong a serdiğimiz havluya koyamadan saat 16.00 da kalkacak Kos feribotuna yetişmek için, duştan çıkıp, bavul odasında giyinip, koşarak minibüse bindik. Hatta biraz da erken gidip ,limanda buz gibi bir bira içip, sebzeli pizza yemeğe de vakit bulduk. (Feribot kişi başı 30€) Bindiğimizde bulduğumuz ilk koltuğa oturup sızdık.. Taki Kos a varana dek. İnince gümrük den geçtikten sonra liman boyu yürüdük, bir acentaya uğrayıp kişi başı 21.5€ verip, 07.08.2010 saat 11.00 da Leros a kalkacak feribot için biletlerimizi aldık. Saat 19.00 olmasına rağmen halen bir otelimiz yoktu Kos da kalmak için, ama pek umurumuzda da değil di.Hoş bir meydanda, hoş bir kafede oturmuş buz gibi kahvemi yudumlayıp, meydan daki rengarenk insan kalabalıklarını fotograflıyorum..Bisiklete binen, kay kay yapan gençler, hoş hanımlar beyler.. Kafede şarabını ve uzo sunu yudumlayan insanlar.. Hemen hepsi Avrupalı olduklarını  hissettiriyor insana..Bu arada meydandaki bu kadar harekete ek, konser hazırlıkları yapılıyor. Bu keyifli rehavetten sonra , otel aramak için başladık yürümeye.. Denize paralel tüm otellere girip çıkıp oda sorduk, tamamı dolu..70€ fiyatlar.. Sahilden ümidi kesip, iç kısma doğru yürümeye başladık bu seferde. Yasemin kokuları arasında ki bir pansiyona girdik, nafile bu da dolu. Ne varki , yorgun halimize mi acıdılar , sevdiler mi bilemiyorum, bizi bahçelerine misafir edip, oda bulmak için sağı solu aramaya başladılar.Neden sonra bir yer bulduklarını ve bizi almaya geleceklerini söylediler.. Pansiyon Alexis den Sonia Argyriou nun oğulları geldi bizi almaya.. Hem limana yakın, hem temiz hemde yasemin kokulu bir yer burası. 2 kişilik oda 40€. (Kahvaltı hariç) Adres;9,irodotou & omirou str. P.C.85300 Kos  Tel:+30 2242028798 www.pensionalexis.com  .  İçinde banyosu olan vantilatörlü oda bir anda gözüme süper göründü. O an yapmak istediğim ,yerleşip, duş almak ve yemeğe gitmekti. Tüm bunları yapıp, tazelenip geceye doğru yol aldık.Güzel balık mezeleri yemek adına başladık yürümeğe..Yürü yürü de nereye kadar.. Kocam ,tam isyana başlamışken, güzel kızların dans ettiği bir barın önünde takılı kaldı, bende fırsat bilip, hemen bir dükkana dalıp, ahşap Yunan teknelerinin en kırmızı olanından alıverdim.. Sonra da kocamı sürükleyerek barın önünden aldım, koyulduk yollara..Tekneyi bana satan, hoş zevkli Yunanlı hanım ın önerisi olan balık lokantasına ulaşmak adına adımları hızlandırdık.Yoldan girişi hiç de cazip olmayan, küçücük bir kapıdan girdik lokantaya… Izgara sardalya 5€, 20’lik uzo 6€, Greak salad 3.5€, ızgara sübye 10€, su + ekmek 1.60€. Sonrasını hiç hatırlamıyorum, Sabah erken kalkıp, Bodrum a varıp, orada gün boyu spor yapıp, sonrasında Kos a geçip,sonrasında burada da epeyce yürüyüp, hele birde uzo içtikten sonra bittim Ben…

07.08.2010

Sabah Pansiyonda kahvaltı ettikten sonra 40 dakika geciken feribot ile Leros a yola çıktık.Yolda uğradığımız limanlarda renkli buluşma kareleri çektikten sonra, yolun bir kısmını da üst katta,  saçlarımı , bedenimi ve ruhumu rüzgara teslim ettim.Leros a limana ulaştığımızda, her zamanki sıcak ada manzarası karşıladı bizi.. Tepe de hoş yel değirmenleri, kale..

Limanda ağ toplayan balıkçılar.. Feribottan iner inmez Kos dan organize ettiğimiz El Efteria otel den bizi karşılamaya geldiler.. (Oda günlük 40€) Kale manzaralı odamıza bavulları atıp, manzaraya da bir göz atıp, Havanın sıcaklığına , Bir an evvel Adayı keşfetme isteği de eklenince , Günlük 14€ ya 50cc lik, ama canavar gibi bir motor kiralıyoruz.. Ver elini en yakın plaj.. Pantelli Beach..  Sonradan da anlıyoruz ki adanın neredey se en keyifli plajı burası.. Denize hemen bir dalıp, plajdaki Zorba’ nın yerine oturuyoruz..(Zorbas Taverna Tel:224 70 220 27) Bu arada Panteli Beach Studios & Apartments , hoş kalınası bir yer.Tel: 2247026400. www.panteli-beach.gr  (Pantelli beach de şejlong ve şemsiyeye bir bedel alınmıyor, ama orada oturan hemen herkes de buradan bir şeyler yiyip içiyor, öyle evden bir piknik sepeti getireyim muhabbeti yok, buralarda..)

 

Süper mi süper Domates soslu bir midye yiyiyoruz burada ..,Yanına greak salad (kaya koruğu otlu) ve house wine.. Toplam 22.50€ . Günü burada, Pantelli de  geçiriyoruz.. Sahilde güzel kafeler, nezih bir kumsal, kitabını huşu içinde okuyan hoş bir kitle, masmavi deniz, az ilerideki limanda rengarenk balıkçı tekneleri, koyda şık tekneler..akşam nasıl oluyor anlamıyoruz burada.. Otele dönerken bu akşam kocamın doğum günü olması sebebiyle, tavsiye edilen Milos restoran a uğruyoruz, rezervasyon için. Ancak 2 kişilik masalar, en kuytu, kötü yerlerde..Diğerleri ise dolu… Komple Türk müşteriler nerede ise kapatmış durumda restoranı. Deniz deki yel değirmeninin karşısında,  hoş bir restoran burası..

Neyse başka akşam diyerek ayrıldık, otelde bir duş ve tazalenme faslı sonrasında,Akşam yemeğimizi Pantelli Beach ‘ de Piro Fani de yemeğe karar verdik.. Kızarmış minik karides ve hatapot tabiî ki uzo 26€. Ahtapotun biraz sert olduğunu itiraf edeyim..  Gece neredeyse 03.00 gibi sona erdi bizim için, yemeğin ardından sahilden bir miktar yürüyüş,sonra da  kahve tatlı derken, kocam gözlerini masada kapamak üzereyken kalkıp, odamızın yolunu tuttuk.

 

08.08.2010

Sabah 09.00 gibi gözlerimizi açtık ve güne akmak üzere hemen sırt çantalarımızı hazırlayıp, yola koyulduk. Amaç güzel bir deniz ve kahvaltı ile güne başlamak. Ancak o tepe , şu kilise derken saat 12.30 gibi kahvaltıya oturabildik. İçerik; Nestea,feta, soğansız greak salad ve taze ekmek..Öyle zeytinli peynirli kahvaltılar pek yok buralarda . Sonra güzel bir koy bulmak üzere, koyuluyoruz yollara.. Adanın Türkiye ye bakan koyları süper.. Diğerleri ise , rüzgara açık ve çok özel değil..Tabi benim tercihim her zaman, ufak masmavi, romantik, butik koylar olduğundan biraz da.. 

Gün boyu gezdikten sonra,Bu akşam ki yemeği , Pantelli plajında, henüz denizden yeni çıkmışken, ıslak ıslak, kumsalda ki hazırlanmış masalarda Zorba da  yemeği tercih ediyoruz..Kızarmış barbunya balığı, greak salad, ızgara ahtapot ve ikram edilen mastik liköryle tamamladık menüyü. 39€ olan hesabı öderken, helal olsun demekden de kendimizi alamadık..

Akşam yemeğinden sonra, üzerimizde henüz mayolarımız var iken motorla kaleye ve aydınlatılmış 6 yel değirmenine çıktık.  Koyu karanlık Denizde, balıkçı sandalından yükselen sonuna kadar açılmış  müzik sesleri bize eşlik etti ,karanlık kale yolunda.. Gökyüzündeki yıldızlar ise, inanılmazdı.. Kaleye bizimle birlikte gelen 2 motor ve 1 arabadan inen 5-6 genç, gitarlarını alıp, merdivenlere oturup, başladılar çalmaya, söylemeye.. Bizde, merdivenlerde, kafamızın altına koyduğumuz çantalarımızı yastık yapıp, romantik bir iki öpücükten sonra, tatlı bir uykuya daldık..Kulağımızda hoş melodiler, üzerimizde yıldızlar…Aşkınızı ve kendinizi tazelemenin en doğru adresi , inanın bana Yunan adaları..

 Bu gece yi de böyle ve daha nice…;)) hoşluklarla sonlandırıyoruz..

09.09.2010

Sabah kaleyi ve yel değirmenlerini gündüz gözüyle gezip, onlarca kare fotograf çektikten , kale de tepemiz piştikten sonra, en yakın en hoş plaj olan Pantelli nin sularına atıyoruz kendimizi.. ( Bu arada kale de hoş bir müze mevcut.. ikonalar, ada ya hediye edilmiş değerli şeyler. Ve başında da Amerika da okumuş , eski bir adalı bey mevcut ki, kendisini tanımalı , sohbet etmelisiniz.)  Ardından 2 büyük sandviç i taze sıkılmış portakal suyu eşliğinde yiyiyoruz.. Tatlııı bir rehavet çöktüğünde de şemsiyenin altındaki şezlonglara uzanıp, kendimizi güneşe teslim ediyoruz..Ta ki 3-4 saat sonra, benim bitlerim canlanana kadar, denize girdik, çıktık ve yattık.. Sonrada atladık motora Alinda yolunda deniz kenarı bir taverna da , beyaz house wine eşliğinde, haslanmış midye ve spicy cheese salad ile güzel bir yemek yedik..16€. Üzerine de karpuz ikram.. Sonra en uca kadar gidip, esintili kumsalda, müzik dinleyerek ruhumuzu dinlendirdik.. Tabi ben pek de boş durmayıp, sahilde öpüşen gençlerin birkaç kare fotograflarını çektim.. Hava iyice kararmadan, Akşam denizi için Pantelli ye geri döndük ,

Burası inanılmaz bir ambiansa sahip..Koydan, her akşam aynı saat de ..19.00 sularında müziğini sonuna kadar açıp, balık tutmaya giden , yaşlı balıkçının motor sesi ve onu bastırmaya çalışan müziğinin sesi, duyulmaya değer.. Bu, İnsanda hoş bir tebessüm uyandırırken, hafif bir iç burkulması da yaratıyor nedense.. Sanki yalnızlığını unutmak istercesine açıyor, müziğinin sesini  gibi geliyor..

Akşam denizinin ardından, Sorokos kafe de, kuş seslerinin de katıldığı, hafif hafif ruhu okşayan müzik eşliğinde kahvelerimizi yudumluyoruz. Saat neredeyse 21.00 sularında kalkabiliyoruz ve ver elini kale deki klasik müzik konserine.., Çello, keman, elektronik piyano, tef benzeri bir enstrüman ve 2 dizi koyun çanından oluşan orkestradan çıkan sesler çok hoş…

Saat 22.00 yi henüz geçmişti ki biz hala üzerimizdeki mayolarla ve aç olarak buradaydık..

Duş alıp, gece hayatına geçmek için biraz geç gibi görünse de , herkes geç saatlere kadar lokantaları dolduruyor burada. Yemek planı , deniz kenarındaki İtalyan lokantası.. İl Forno..(Ag.Marina da) Buraya ulaştığımızda saat 23.00 sularınday dı ki , masaların hemen hepsi neredeyse doluydu.. Oturur oturmaz esen rüzgara eşlik eden dalgalar , biraz coşmuş olacak ki masamıza kadar gelip bizi bir miktar ıslattı. Islanmak da güzel di ,böylesi hoş bir mekanda..Güzel bir müzik, içerdeki odun fırınından gelen mis gibi pizza kokuları, gökyüzünde yıldızlar, etrafta hoş insanlar..Abartısız ortam bu.. Açlığımız doruklarda olduğundan pizza yı beklerken , zeytinyağı ve zeytin istiyoruz, garson biraz şaşkın şaşkın baksa da, lezzetli mi lezzetli zeytini getiriyor,lezzetli zeytinyağının içerisinde.. Bunlarla yatışmaya çalışırken, kırmızı house wine ımız ile  , peynirli, biberli, mantarlı pizza yı sipariş ediyoruz.. Her şey çok güzel.. Tüm bu güzelliklere gelen hesap ise , İstanbul daki bir kişilik pizza fiyatı gerçekten..21.5€. Saat gece yarısını geçip, ertesi güne dönmek üzere iken, biz hala sokaklardayız, Platanos meydanındaki tatlıcıya uğruyoruz ve kendimize bir tatlı ile expresso ikram ediyoruz. Gece bitmesin isterken, gözler artık kapanmaya başlıyor ve biz söz geçiremiyoruz .. Bu duruma teslim oluyoruz..

10.08.2010

Gün, deniz de ve koylarda, bol bol yüzerek ve bol bol gezerek geçiyor motor un tepesinde.. Partheni, Gourna, Blefoutis derken, Agios İsidoros a gidiyoruz.. Mutlaka gitmelisiniz, denizin ortasında ki bu Chapel, çok hoş. İnce uzun beton bir yoldan, dalgalar eşliğinde yürüyorsunuz buraya..

Ada da Lakki limanına giderken, Merika da bir  Tünel savaş müzesi var.Adanın yaşadığı savaşlardan arta kalan izler burada sergileniyor.Giriş kişi başı:3€. Gezin derim.İtalyanlardan ve Almanlardan kalan eski bisikletler, savaşda kullanılan kap ve kacaklar, telsizler, benzin bidonları, sağlık malzemeleri, şehit fotografları ve daha nice şeyler mevcut.

Şunu söylemeliyim, motor inanılmaz bir özgürlük ,.. Adalarda.. her koy sizin.. giremeyeceğiniz hiçbir delik yok..

 Akşam için , Milos restoran ı düşündüğümüzden bu kez sabahtan uğrayıp rezervasyon yaptırmak istiyoruz.. Mekan sahibinin ilk sorusu, kaç kişisiniz?? 2 kişi dediğimizde doluyuz diyor, otomatik olarak.. Kalabalık gruplara göre bir düzen kurulmuş burada.. Rezervasyon yapamam, gelince beklerseniz ,alırım diyor beyefendi.. Bizde akşam şansımızı denemek için ayrılıyoruz.. saat 22.00 civarı tekrar geldiğimizde , masaların çoğu dolu, boş olanlarda da rezerve yazıyor.. Hani rezervasyon yok tu?? Aslında böyle ukalaca bir tavır karşısında neden hala oturup , ısrarla orada yemek yemek istedik bilmiyorum, hala kızıyoruz kendimize… Bize gösterilen kenar, köşe masada oturup, siparişlerimizi veriyoruz..Baby squid, ahtapot ızgara(incecik 4 bacak), sardalyalı karışık bir salata.. 4 tane deniz kestanesi ve içecek olarak plomari(bir uzo çeşidi).. 39€. Aslında burası deniz kenarında, hoş esintili bir yer.. Hemen karşısındaki, denizin ortasında duran yel değirmeni de, burayı özel kılan , en önemli unsur. Ancak lezzetlerin pek de özel olduğunu söyleyemeyeceğim. Bu eziyete değer mi kesinlikle değmez..

 11.08.2010

Sabah 08.30 feribotu ile Lakki limanından motosikletimizle birlikte, 1 saat 35 dakika da Lipsi ye geçiyoruz.. Burası ufak mı ufak, şirin mi şirin bir ada. Sessiz ve sakin. Adada Fransız turistler çoğunluk da. Limandan çıkıp yavaş yavaş gezmeye başlıyoruz adayı. O koy senin, bu koy benim derken Cennete ulaşıyoruz. Platis Gialos!!  Abartısız burası tam bir cennet. Denizin mavisi anlatılabilir mi zor.. Ancak karelerime birazını sığdırabildim.. Yaşamak gerek burada bir tam günü inanın.. Kumsalda minik ağaçların  hafif gölgeleri sabahın ilk saatlerinden dolmuş durumda, denizde birbirinden ayrılmayan 8 kaz, yukarıda şirin mi şirin bir cafe.. Koyda birkaç tane tekne, ağaçlarda kuş cıvıltıları.. Koyda ,İtalyan turistler çoğunlukta. İnsanın denize girince çıkası gelmiyor burada.. Balık olup, hayatınızın geri kalanını burada geçirmek istiyorsunuz.. Abartısız.. Denize girip, çıkıp, bol bol fotograf çektikten sonra, karnımız acıkıyor ve yukarıdaki cafe  ye çıkıyoruz.. Greak salata, mythos, swordfish (kılıç balığı).. Tam anlamıyla mükemmel bir yemek yiyiyoruz. 28€. Dönüş saatimize kadar burada kalmayı isterken, ada meydanı nı da gezme arzusu arasında bocalıyoruz. İstemeyerek de olsa kalkıp, cennet mekana veda ediyoruz. Sonra yavaş yavaş merkeze gelip, daracık sokakları geziyoruz. Bir Bakery shop dan kurabiyeler alıp, meydan da ice tea eşliğinde yiyiyoruz. Ardından limana bakan tepedeki kiliseyi geziyoruz. Saat 17.00 sularında buraya en şık kıyafetlerini giymiş, özenle saçlarını taramış, çoğunluğu yaşlı kadınlardan oluşan insanların kilisedeki ayine geldiğini görüyoruz. Hemen hepsi mumlarını yakıp, dualarını ediyor. Bende tabiî ki.. Umudun, sevginin, aşkın, sağlığın, hayatımızdan hiç eksilmemesi adına mum yakıyorum. Dönesimiz, gidesimiz gelmiyor, bu küçücük adadan.. Her şey o kadar hoş ki, insanlar o kadar nazik ki, göz göze gelip de selam vermeyen, tebessüm etmeyen neredeyse yok.. Bu nedenle adalarda gittiğiniz her yer, hemen eviniz gibi oluyor. Gemi saatine yakın, limana inip, gemiye yakın olmak istiyoruz. Zaten motorumuzun benzini de bitmiş durumda.. Adada ki  benzinci haftanın birkaç günü  öğlen saatine kadar açıkmış..

Limandaki cafe de son dakikalarımızı, buz gibi bira içip, fıstık yiyerek geçiriyoruz..Ancak bekle bekle gemi ortalarda yok. 18.00 de gelecek olan gemi, 30-40 dakika geçiyor , ortada yok.. Ama bakıyoruz , herkes sakin,yiyip, içiyor Yunan müzikleri eşliğinde, mekan sahibi de bu gecikmeden mutlu..  ada psikolojisi..

Derken 2 saat geçiyor, yine herkes sakin, bizde sakinizde tek yandığım, limanda gündüz güneşte kuruttuğu ahtapotları, sokağa kurduğu mangalda pişiren yaşlı amca da yemek yemek yiyemediğimize yanıyorum.Gemi, Geldi gelecek korkusuyla, az ötedeki bu mekanda oturamadık.. Gündüz, köy kahvesi gibi olan mekan akşam neşeli, tıklım tıklım bir lokantaya dönüşmüştü..Boş masa yok tu ve hemen herkes Fransız dı. Biz de Uzaktan bakmakla ahtapot ve şarapla donatılmış masalara..Ve nihayet 2 saatten fazla bir gecikme ile gemi geliyor ve biniyoruz. Uçsuz bucaksız karanlıkta, sadece yıldızların aydınlattığı denizde yol alıyoruz..Lakki limanına vardığımızda 22.00 sularıydı, biz hala tuzlu ve kumluyduk ama bir o kadar da mutlu..

Motorla, 5 dakika mesafedeki El Efteria pansiyona ulaşıp buzlu bir uzo eşliğinde geceye hazırlanmaya başladık.. Bu adadaki son gecemiz ..Onun için her yeri son bir kez saha görme paniğine giriyorum.. Çarşıdan ve Pantelli den geçip, Alinda yolunda ki Giusi İtaliana ya gidiyoruz, yemek için. Adres: Alinda Tel: 00302247024888. Burası süper bir İtalyan lokantası..Lezzet, servis ve güler yüz inanılmaz. Hemen yol kenarındaki bu restoranda önce parmesanlı roka salatasını  ardından deniz ürünlü spagetti yi ev yapımı kırmızı şarap eşliğinde  yiyiyoruz. Tam bir lezzet sarhoşu olmuş iken, üzerine ev yapımı limoncello ikram ediyorlar.. Hepsi mi mükemmel? Evet hepsi..%100..Hesap; 35€. Harika bir gece..

12.08.2010

Bugün 16.50 feribotuyla Kos a gitmek üzere bir gün önceden alınan biletlerimiz, bavullarımız, bugünü son dakikaya kadar kullanabilmek için hazır durumda. Sabah kahvaltı için Pantelli deki Sorocco cafeye koşuyoruz.. Ispanaklı ve peynirli pay ile taze sıkılmış portakal suyu eşliğinde mükemmel doyuyoruz.. Ardından sıcağa aldırmadan , kumsaldan , limana kadar yürüyüş yapıyoruz ve dönüp kendimizi mavi derinliklere bırakıyoruz. Saat öylesine çabuk ilerliyor ki, panikliyoruz, gitme vakti geliyor diye. Gitmeden burada bir yemek daha yemek istiyoruz.Çok aç değiliz ama olsun. Buz gibi uzo eşliğinde Fisherman rice(balıkçının pilavı) sipariş ediyoruz. Tabağımızda tek bir tane kalmayana dek yiyiyoruz ..10€. Önden de bize ikram edilen tuzlu balığı, uzo muza meze yapıyoruz. Parmesanlı, rokalı , kurutulmuş domatesli, kıtır ekmekli salatada tüm bunlara eşlik ediyor.Adres: Pssropoula-Pantelli Tel:2247025200. Yemek bittiğinde, zaman neredeyse koşarak feribota yetişecek kadar daralmıştı. Ama kendimizi son lokmasına kadar yemeği bitirmek den de alamamıştık. Bu lezzet fırtınasından zor kurtulup, motorla otele gelip, bavulları alıp, motoru teslim edip, taksi ye binip, Lakki limanından 10 katlı feribota bindik..Kişi başı 11€ ödeyip bindiğimiz gemi,çok görkemliydi. (Lakki; Avrupa daki en büyük doğal liman.)

10 katlı bu geminin 6 katı tır ve araçlara ayrılmış durumda, yukarıdaki iki katta kamaralar var, diğerlerinde de restoranlar, kafeler, konferans salonu ve dükkan mevcut. İnanılır gibi değil , uçsuz bucaksız.

En üst kattan, limana bakarken, insanlar minicik gözüküyor. Biz tabiî ki o kat senin, bu kat benim gemiyi didik didik edip, gezip, serince olan konferans salonuna yerleşiyoruz. Çok şükür kitap okuma alışkanlığım olmadığından etrafımızı bol bol inceliyoruz.. Kim kiminle ne yapıyor, kitap okuyan adamın tikleri neler.. Ve bir de bakıyoruz ki Kos dayız ..Leros a giderken 1 gece kaldığımız Pansiyon Alexis de bu sefer, önceden rezervasyon yaptırıp, üst kattaki , klimalı odayı kapıyoruz. 42€. Limandan çek çeklerimizle yürüyerek gidiyoruz, daha bahçeye girer girmez Sonia nın hoş geldiniz diyen sesi ni duyuyoruz..

Tek yapmak istediğimiz, ılık bir duş, ardından da geceye akmak… Öyle de yapıyoruz. Ancak bu akşam motorumuz yok, plan yarın sabah kiralamak ve tam bir gün gezmek.. Ama ne zormuş, 1 gecelik de olsa yaya olmak.. Yürü yürü yol bitmiyor. Hava da sıcak, yollar da kalabalık.. Bu gece bir kez daha, küçük adaların daha özel ve güzel olduğuna karar veriyoruz. Kos , oldukça kalabalık bir ada, genelde 16-20 yaş grubu Hollandalı gençlik göze çarpıyor sokaklarda… Çılgınca içip, çığlık çığlığa bağırıyorlar.. Henüz gençliğin bundan ibaret olduğunu düşünüyorlar sanırım.. Biraz da üzülerek izliyoruz onları, kızların hemen hepsi birer süslü küçük kadın gibi ortalarda lar..

Tüm bunları izleyerek yürürken, limanın arka tarafında,kendimizi sessiz sayılabilecek bir yerde balık restoranına atıyoruz.. Büyük bir İtalyan grubunda yemek yediği restorana, oturur oturmaz bir klarnetçi ile oğlu geliyor. İtalyanların nerede ise kulaklarının içine içine üflüyor klarnetini.. Aynı melodiyi detone olarak defalarca çalıyor, çalıyor.. Derken bir sağır dilsiz masalara fener benzeri şeyleri dağıtıp, satmaya çalışıyor. Derken akordeon çalan bir çocuk geliyor ki, onu herkes seviyor ve bozuk birkaç euro veriyor.. Derken bir genç grup geçiyor, çığlık çığlığa şarkı söyleyerek..Anlayacağınız oldukça renkli bir gece.. Ve 02.00 sularında bacaklarımız zorla pansiyon un yolunu bulup, içeri girer girmez de pes ediyoruz.

13.08.2010

Sabah 09.00 gibi odadan eh biraz dinlenmiş olarak, Moto Holiday e gidiyoruz.. 50cc lik bir motor alıyoruz, ertesi gün sabah bırakmak istediğimizden fiyat 17€. Motor da ehh işte.. Biraz baygın, göstergeler de bozuk.. ama yaya olmaktan iyi. Amaç ilk önce tüm adayı dolaşıp, en güzel koyu bulup, burada denize girmek.. İlk önce Pili ye geçiyoruz, oradan daOld Pili ye .. Kalesine çıkıyoruz..35derece sıcak da bir biz , birde keçiler var tırmanan.. Onların çanları ile  yukarıda ki kafe                              den gelen  müzik sesi eşlik ediyor bize. Kan ter içerisinde kalmamak mümkün değil.. ama madem geldik, en tepeye çıkılacak.. Biraz da , yukarı da kahvaltı ederiz umudundayız. Tam ulaşıp, popomuzu koyuyoruz, hevesle menü diyoruz, sadece içecek var.. Hayal kırıklığı tepe noktada..Sonra o sinirle bir hamlede iniyoruz aşağıya..

Ardından havaalanı yolundaki Marco’s Beach e uğrayıp, kendimizi hemen denize atıyoruz, burada da güzel bir cafe-restoran var ancak yola devam etmeyi tercih ediyoruz..

Orası burası derken saat 14.00 civarı açlıktan ölmek üzere iken, Limionas a girip, önce deniz ardından kahvaltı dan vazgeçip, öğlen yemeği olayına giriyoruz. Güzel bir levrek ızgara, ve beyaz soslu sarımsaklı midye, şefin tavsiyesi olarak geliyor masamıza.. Ve bizi kendimize getiriyor. Restoran tıklım tıklım kalabalık, 4 kişilik bir servis kadrosu, güler yüzle ve hızlı bir şekilde yetişiyor herkese..Yemekten sonra , kumsalda oynanan tahta ve deniz keyfi ile buraya da veda ediyoruz.

Ve yeni keşiflere doğru yol alıyoruz.. Önce karşımıza çıkan hoş bir kiliseyi ziyaret edip, bahçedeki cafede dondurma yiyiyoruz, ardından Kavo Beach’e.. İniş yaklaşık 10km.sarı toprak bir zemin ve çok bozuk. Ama azimliyiz.. Değer mi değer.. Upuzun bir kumsal, herkes kendi halinde, kimi giyinik, kimi çıplak, çocuklar sere serpe ortada ve neredeyse hemen herkes, ansiklopedi boyutundaki kitaplarına gömülmüş durumda. Ben yine iş başında, kumsalda hoş kareler yakalıyorum tabi ki..Bu arada birkaç saat kalıp, dönüş için enerji topluyoruz.. 10km. lik yolu yer yer kayarak, benim çığlıklarım eşliğinde çıkıyoruz. Sonra ver elini Kardemena üzerinden Kos’a.. Burada güneş batmış, ve mehtap çıkmış durumda. Saat 20.45 civarı. Hemen bir markete uğrayıp, uzo alışverişi yapıyoruz ve tuzlu hafiften de tozlu bir vaziyette, şıklığın kol gezdiği çarşı ya  dalıyoruz.Son derece rahatız, yaklaşık 2 saat gezip, alışveriş yapıyoruz. Sonra ver elini Pansiyon Alexis..Saat00.00 a doğru tekrar dışarı çıkıyoruz, renkli atmosferdeki barlar sokağının içerisinden yürüyüp, yemek yiyebileceğimiz bir yer arıyoruz.. Mutfaklar kapanmış durumda, sonunda eski dostumuz Almanac cafe imdada yetişip, peynir, zeytin,bira ve tost dan oluşan mükellef bir sofra kuruyor bize. Çok keyifliyiz. Oldukça hareketli bir noktada konuşlanan Almanac Cafe den, gelen geçeni , barlar sokağından çıkan çılgın gençliği görebiliyoruz. Yaklaşık 1,5 saat oturduktan sonra Marina da , insanların önünde her akşam uzun kuyruklar oluşturduğu dondurmacıya gidip, dondurmamızı seçiyoruz. Tek kelime ile harika.. Çeşitler muhteşem.. 1 top, bizdeki 3 topa bedel..Bu son gece bitmesin istiyoruz ama artık takatimiz kalmayınca pansiyonun yolunu tutuyoruz.

 

14.08.2010

Sabah 09.30 feribotu ile Bodrum a yolculuk. (Kos dan Bodrum bileti 15€, Bodrum dan Kos 30€. Bu nedenle Bodrum dan aldığınız biletleri , gidiş dönüş almamanızı öneririm.) Oradan da akşam 21.30 uçağı ile İstanbul. Sabah ,Sonia bana , yasemin kokulu balkonunda güle güle meyve suyu ikram ediyor, bu arada kocam da motoruyla son dakikaları değerlendirip, yolda yemek üzere, pastaneden çörek almaya gidiyor. Ve herkesle vedalaşıp, limana iniyoruz Sonia nın arabasıyla. Limanları çok seviyorum.Her geminin gidişi ve gelişi ayrı bir tören. Karşılayanlar, karşılananlar, yalnızlar, çocuklular, hoş hanımlar beyler..Bayram yeri gibi burası. Feribot un 1 saat gecikmeli kalkmasına bu nedenle hiç sinirlenmiyorum. Sonunda feribota binip, ayrılmadan önceki kareleri de çektikten sonra, ıspanaklı ve peynirli payımızı yiyip, meyve suyumuzdan keyifli yudumlar alıyoruz,öpüş kokuş..Bir de bakıyoruz gelmişiz, o muhteşem bayrağımız dalgalanıyor kalenin tepesinde. En güzeli bizimki diyerek, gurulanı veriyoruz, iki arada bir derede. Sonra çek çeklerimizle , Bodrum limanındaki çay bahçesinde bir çay molası veriyoruz. Sonra ver elini yürüyerek otogar, ordan Yahşi minibüsü.. Günü orada geçirip, son deniz ve güneş keyfi yapmak plan….Her şey hoş da.. Leros dan aldığımız keyfi alamıyoruz .. Ve otobüs saatinden 3-4 saat önce Bodrum a inip, çek çekleri emanete bırakıyoruz.. Halikarnas yolu üzerindeki pastaneden tatlı alıp, yiyiyoruz ayaküstü keyifle..

Sonra ben yine bir yere kafamı sokup, ahşap bir balık satın alıyorum..Ve klasik biz olarak, koşarak servise yetişiyoruz..

Hemen her şey yine çok hoştu bu tatil de de.. Sağlıklıyken gidilmeli, görülmeli her yer.. Ama mutlaka, her yaz terapi niyetine ille de Yunan Adaları diyorum.. Ama gemi li falan değil.. Öyle, oralı gibi yaşamak lazım, oralarda.. Geceleri uzo nun sarhoşluğunu yaşamalısınız, Yunan müzikleri eşliğinde.. Koylardan koylara gidip, telef olmalısınız, yollarda.. Öpüşmelisiniz , tozlu topraklı yollarda.. yıldızlar üzeriniz de dans etmeli, siz deniz kenarında otururken.. Sevdiğiniz le gitmelisiniz buralara ve her yere.. O zaman belki de her şey daha bir başka görünüyor gözlerinize..

 

Adadan izler; Leros , hoş butik bir ada.. Mekanlar keyifli.. restoranlar hoş, dükkanlar zevkli.. Koylar çok güzel..Görülesi bir yer.. Panteli Beach de mutlak zaman geçirilmeli, gündüzü ayrı, gecesi ayrı keyif.. Pastanelerden, ıspanaklı ve peynirli pay alınmalı, yenmeli..Ada Güvenli. Hemen herkes motorunun anahtarını üzerinde bırakıyor…Pansiyon bol, fiyatlar gecelik 40€ civarı. Motor kirası, günlük 14€.

Lipsi, küçük , şirin hoş bir ada.. Günü birlik Leros dan rahatlıkla gidilebilir, hatta bir gece de kalınabilir.. Keyifli, huzurlu..

Yorum Bırakın.